Taken 2008 The Dark Knight (2008) (imdb#4)
Eki 24


Toplumsal ahlak özellikle bu işlerin pirlerinden Sokrates’den bu yana felsefede, topluluğa gönderilmiş ilk uyarıcıdan bu yana dinde ve yeni dünya düzeni adına ilk adımlardan bu yana ikisinden de uzaklaşmakta olan “çağımız anlayışı”nda önemli bir yer edinir kendine.bunun sebebi insanın şüphesiz sosyal bir varlık olması ve toplum içinde yaşama zorunluluğunun gittikçe daha da artmasıdır.Ahlak kuralları zamanla hukuk kavramının da temelini oluşturmuştur.
Ahlak sistemleri konusunda çokça tartışılmış kimisi ahlakın bireysel, kimisi evrensel, kimisi değişken, kimisi hep aynı olduğunu söylemiş ve bu saydıklarımdan da zamanla dallar oluşmuştur.Peki ben ahlakı nasıl tanımlıyorum toplumsal ahlakı sorgulayabileceğim.Ahlak gündelik olarak iyi huy olarak anlaşılır ama aslında hayatımızı disiplin içerisinde sürdürebilmek için gerekli manevi kanunlardır.Yani ahlak sistemli ve düzgün yaşam için gerekli kıstasları taşır.Bu kıstaslar kişiden kişiye mi değişir;zamandan nasıl etkilenir???
Ahlak değişmez…
Çünkü ahlak gerçeğe bağlı kalmak zorundadır;gerçek kendi gerçekliğinden dolayı vardır;yani ahlak bir lastik gibi uzatırsan uzayacak bir şey değildir.
İşte ahlak yeryüzündeki gerçek değerlere uygun olduğu sürece değişken değildir;değişen insanın ona yüklediği anlam ve ne ölçüde sistemlice uyguladığıdır…
O zaman ahlakın bir sınırı da vardır…
Vardır…
Şimdi birileri çıkacak ve diyecekler ki:Sizin ki değil bizim ki ahlak…

Ben de diyeceğim ki sizin ki bizim ki yok yaratılan şu düzende ahlak var ve bizim onu yakalamamız için yol göstericiler var…

Bu ne demek???

Gerçeğin peşine düşmek demek, ben gerçeği en samimi ve “en gerçek” İslam’da buldum demek…

Peki toplum???

Benim toplumsal ahlak açısından en gerekli bulduğum İslam’dır.Farklı kesimleri de aynı hoşgörü ve kul hakkı kavramıyla adaletle bir arada tutacak olan O dur…

Ancak buna bir çok arkadaş kendilerince çeşitli alıntılar yaparak karşı çıkacak ve ve bize samimi gelmiyor demeye getireceklerdir.O zaman da bir orta yol bulmak gerekir.Bu orta yolun çıkış noktası da ideal bir yaşam ortamıdır ki “ideal devlet” e karşılık gelir.Neredeeen nereyeeee…
İnsanları gerçeğe yönlendirecek ahlak kuralları için bir otorite ne şekilde olursa olsun şarttır;din tabanlı ya da ortak başka bir düşünüş tabanlı devlet bunun için gerekli görülmüştür.Peki neden otorite???Nerede bizim pembe dünyamız???Şöyle diyeyim:Gerçekten nerede sizin şu pembe dünyanız!!!
“Ahlak gerçeğe yakınlığı ölçüde gerçektir.Toplumsal ahlak sistematik ve ilimlice yerleştirilebilir.Benim burada gerçek ahlaktan anladığım İslam’dır ve yeryüzü için en iyisidir…”

Şimdi gelelim yozlaşma konusuna kimilerine göre çağımızında gerektirdiği üzere toplumlar ve toplumların alt kolları olarak tabir edebileceiğimiz etnik kökenler veya sosyal oluşumlar ve bunların uzantıları kendilerine göre ahlak yorumları getirerek ve bunları bireylere empoze ederek ,en azından empoze etmeye çalışarak, belirli kesimleri yozlaştırmaya çalıştıklarının farkında değilller.
Yozlaşmak nedir?
Basit olarak benliğini kaybetmekte diyebiliriz.Bireylerin geçmişteki belkilerini yitirmesi , ahlak ,namus kavramlarının yitirilmesi veya keyfen yumuşatılmasıdır.Bu kavram gelecek nesillerce benimsenecek ve gayet normalmiş gibi hayatları ve toplumları etkileyecektir.
Bu noktada mevcut şartlardan bireyin yararına olacak şekilde etkilenebilmesi için ahlaka uygun olmayan durumları ince eleyip sıkı dokuması gerekiyor.Bazı insanlara göre önyargı olarak tabir edilmekle beraber son derece gerekli bir durumdur.
Cinselliğin ulu orta yaşandığı , güçlünün güçsüzü ezip psikolojik olarak yönettiği , etnik kökenlerin bile üç günlük bir oyuncakmışcasına harcandığı günümüzde olmazsa olmazdır ahlak…
”’ “Muhakkak ki sizin en hayırlınız ahlakı en güzel olanınızdır.” ”

Yazan: admin || Etiketler: , , ,

Yorum Yazın