Klaket ve “Ah o klaketçi yok mu!”

Filmlerin nasıl çekildiğine dair filmlerde ya da görüntülerde sıkça karşılaştığımız ve sinema ile az çok ilgilenenlerin iyi tanıdığı, çoğunlukla ahşaptan yapılma, çekime başlanmadan bir görevlinin kameranın önüne geçerek “klak” diye kapattığı nesnedir “klaket”.
forum resmi

Üzerinde filme, yönetmene, görüntü yönetmenine, o anki sahneye ve çekime, çekim tarihine,saatine, kaçkez çekildiğine dair bilgiler barınır.

Bu, üzerine tebeşirle ( şu anda elektronik olanları daha makbul: Elektronik ses ve ışıklı harfler) yazılabilen siyah tahtanın üst kısmına daha dar bir tahta tutturulmuştur; bu iki parçayı birbirine sertçe vurduğumuzda “klak” diye bir ses vuku bulur.

Bu ses gereklidir (yeni teknolojiler sayesinde gereksiz, nostaljik bir sese dönüşmüştür), çünkü:
Çekim sırasında görüntü ile ses ayrı kaydedilir; montaj aşamasında bir sahne ile ona ait ses kaydının uyumu “klak” sesine göre ayarlanır.
Bazı filmlerdeki görüntü-ses uyumsuzluğu (günahını almayalım) klaketçinin başının altından çıkar gibi gelir bana hep.

Auteur:

Kendine has yönetmenlik anlayışına sahip,
çoğunlukla genel akışın dışında işler çıkaran,
filmin yapımının bir çok aşamasında( senaryo, yapımcılık, kurgu vs.) kendisi görev alan
ve (bu sebeple) daha sanatsal ve genellikle (yapım ve bütçe açısından)küçük filmler çeken,
“dediğim dedik, çaldığım düdük” diyen,
yapım şirketlerine yaranmak için sinema anlayışından ödün vermeyen
( bu sebeple büyük bütçeli filmler de çekebilen) yönetmenlere verilen ad.

Örnek:
Alfred Hitchcock (hitchcockvari diye bir tanımlama peyda oluyorsa sinema aleminde, onun auteurlüğüne ne şüphe!)
Bizde ,Nuri Bilge Ceylan: ödüllü auteurümüz.

Görüntü Yönetmenleri Birlikleri
Amerikan sinemasının neden bu kadar yıkılmaz oluşuna dair söylenebilecek onlarca sözden bir tanesi: “Adamlar haklarını biliyor kardeşim, adamlarda sendikalaşma var, birlik beraberlik var!”

Evet gerçekten de öyle:
Gerek Amerikalı , gerek Kanadalı, gerek İngiltereli, gerekse( ki gerekli ) Avusturalyalı görüntü yönetmenleri(bizde bırakın görüntü yönetmenini, yönetmen birliği bile yok) hep birlik ve beraberlik içinde!

Ve jenerik akarken onların hangi birliğe üye olduklarını kolayca anlayabiliriz:
Eğer isimlerinin yanında,
A.S.C. (the American Society of Cinematographers) yazıyorsa Amerika Görüntü Yönetmenleri Birliği‘ne;

C.S.C. (the Canadian Society of Cinematographers) yazıyorsa Kanada Görüntü Yönetmenleri Birliği‘ne;

B.S.C. (the British Society of Cinematographers) yazıyorsa İngiltere Görüntü Yönetmenleri Birliği‘ne;

A.C.S. (the Australian Cinematographers Society) yazıyorsa Avusturalya Görüntü Yönetmenleri Birliği‘ne üyedir kendileri. Ne güzel!

Tabi abi, adamlarda sendikalaşma var!

Teen-slasher :

forum resmi

Herşeyin cılkını çıkarmaya bin meraklı amerikan sinemasının kazandırdığı bir terim olarak ingilizce olması doğal; Türkçesi yeniyetme-doğraması. Adından da anlaşılabileceği gibi 13-20 yaş arası gençlerin film boyunca çeşitli şekillerde lime lime edilmesi konulu korku-gerilim filmlerine teen-slasher(denmez olsun) denir.

forum resmi

Genellikle çiftler halinde, kapalı veya açık(ama ıssız ve tekinsiz) yerlere eğlenmeye giden bir avuç salak ve sevişgen kanı-deli genç illa ki gitmemeleri gereken yerlere giderek, dokunmamaları gereken şeylere dokunarak, görmemeleri gereken şeyleri görerek işemek için uygun bir cami duvarı aramaktadırlar; hal böyle olunca envaiçeşit manyağı peşlerine takmaları da kaçınılmaz olur. Bu manyaklar bu gençleri, geriye has oğlan ve has kız kalana kadar doğrarlar (ki filmin devamı çekilebilsin). Sonra bu güzel/yakışıklı ve çekici çift manyağı alt eder, the end.

forum resmi

Genellikle konusu olmayan bu filmler, film izlemeyi kültürel bir etkinlikten çok, kız arkadaşıyla vakit geçirme eylemi olarak görme eğiliminde/arzusunda olan salak mı salak amerikan gençleri hedef alınarak çekilir. Dolayısıyla bu aşırı hormonlu amerikan gençlerinin neyi var neyi yok sömürülür:
Milli duygular: Önce zenciler ya da uzak doğulular ölür.
Beğenilme/benlik tatmini: Filmin başında doğranan şişman, çelimsiz, gözlüklü veya sivilceli gençleri saymazsak(ki onlar da has oğlan ile has kızın güzelliklerini katlamak için varlar) bütün oyuncular(?) fiziksel olarak harikadır.
Kahramanlık mitosu: Gerçi amerikada bu mitosun sömürülmediği film yok ama… Gençlere/gençleri kıymaya çalışan manyakları okulda hiçbir derste başarılı olamayan (bu yüzden futbol takımında oyuncu veya ponpon kız olan) idiot gençler öldürürür ne hikmetse…

Cameo: Meşhur Arz-ı Endamı

Ünlü birinin(yönetmen olur, bir şarkıcı olur, yazar olur, emektar bir oyuncu olur, kim olursa…) filmin bir veya bir kaç sahnesinde şöyle bir arz-ı endam etmesi olayına cameo denir. Bu ünlü kimseler genellikle küçük ve önemsiz rollerde saniyelerle sayılabilecek kadar az görünürler; ama bu, izleyici için hoş bir sürpriz olur. Yani bir nevi film size göz kırpar, siz de farkederseniz tadından yenmez bu cameo meredi…
Lakin bu ünlülerin isimlerini, film bittikten sonra akan isimler arasında göremezsiniz, boşuna aramayın; ama teşekkür edilir, edilmelidir. (Bazen cameo abartılınca ismi de listeye ekliyorlar o ayrı…)

Bir seferinde Taxi Driver filminde Martin Scorsese‘yi görmüştüm: Betsy(Cybill Shepherd) kampanya binasına girerken, arkasında bir yerde oturuyordu; bi’ de taxi‘nin manyak bi’ müşterisini oynuyordu… İlk gördüğümde acayip mutlu olmuştum: Vay be nasıl farkettim ama!

Shyamalan işin üstadlarından; her filminde mutlaka ortaya çıkıyor…
6. His’te doktor,
İşaretler’de rahibin karısını ezen zenci,
Kırılmaz’da uyuşturucu satıcısı,
Sudaki Kız’da otel sakinlerinden biri,
Köy’de görevli biri işte neyse…

forum resmi
Mesela 2008 yapımı The Incredible Hulk filminde, öylesine bir güvenlik görevlisini canlandıran ve ayrıca Hulk‘ u seslendiren Lou Ferrigno(solda), 1977′de yayınlanmaya başlanan The Incredible Hulk TV dizisinde Hulk‘u canlandırmıştı. Yine The Incredible Hulk çizgiromanının ortak yazarlarından olan Stan Lee(sağda)(diğer yazar, Jack Kirby), film de Bruce Banner’ın kanının karıştığı gazozu içip etkilenen yaşlı adamı oynuyordu. Ben hemen tanımıştım Lou Ferrigno(yine solda)’yu… Tabi, biz o dizilerle büyüdük…

“Çekim/Plan”: 1. Alıcının(kameranın) sürekli olarak bir kez çalıştırılmasıyla, başka deyişle, alıcı motorunun çalışmaya başlamasıyla durması arasındaki süre içinde elde edilen film parçası. 2. Çevirim oyunluğunda, alıcının sürekli olarak bir kez çalıştırılmasıyla elde edilecek olan, her biri bir sayıyla gösterilen bölümler. 3. Alıcının bir kez çalıştırılması sırasında alıcı açısı, görüş noktası, alıcı ile çevrilen görünçlük(sahne) arasındaki uzaklık , mercek çeşidi… gibi etkenlere göre başka başka özellikler gösteren görüntülerin tümü. Bu son durumda görüntüler gerek çerçeve içinde kapladıkları yer, gerek görüş açısı ve noktası, gerek çevirim sırasında alıcının devinimiyle değişik özellikler kazanır ki, bunların her biri özel bir adla belirtilir. 4. Birden çok alıcıyla çalışıldığı durumlarda, bir kaynaktan öbürüne geçilinceye dek yer alan bölüm. Yönetim odasından bir alıcıdan öbürüne geçilmesi için verilen 2 komut arasındaki bölüm.

“Sahne/Görünçlük”: 1. Bir filmin, bir videonun başlıca parçalarından biri. Bir ya da daha çok çekim içinde gerçekleştirilen, aynı kişileri aynı bezem(dekor) içinde gösteren parça(bundan dolayı kimileyin çekim yerine de kullanılır). Böylelikle çekim ile ayrım arasında yer alır. TV. 2. Bir televizyon oyununun aynı kişileri aynı bezem parçası içinde veren bölümü. S/TV. 3. Dış dünyanın film ya da televizyon oyununda yer alan herhangi bir görünüşü. 4. İşliğin, düzlüğün, üzerinde bezem kurulmuş, çalışılan bölümü.

“Plan-sekans”:[Fr. plan-sequence] Bir ayrım(sekans) oluşturacak denli uzun olan, bir ayrım boyunca sürdürülen, kesintisiz çekim(plan); böylelikle bir çekim, bir ayrım boyunca uzatılarak tek bir çekim gibi sunulabilir;oysa konvansiyonel(geleneksel) sinemada bunun birçok çekime bölünmesi gerekir. Bundan bir adım ötesi, bir çekimin bir makara boyunca (300m) uzatılmasıdır ki, gösterimde 11 dk. sürer. “Alfred Hitchcock The Rop-Ölüm Kararı” adlı filminde; bütün çekimleri makara boyunca uzatıp bunları bitimini doğal bir geçişle sağlayarak, tüm bir filmin tek bir çekimden oluşmuş gibi görünmesini sağlamıştır. Kuşkusuz böyle bir çalışma, alıcı(kamera) devinimlerinin, ışık kaynaklarının yerleştirilmesinin, oyuncuların devinimlerinin,bezemlerin(dekorların) önceden tüm ayrıntılarıyla tasarlanmasına, kurgunun alıcı çalıştırılırken yapılmasına bağlıdır, bundan dolayı da çok özenli bir hazırlık gerektirir.

“Dramatik Yapı”: [Fr. structure dramatique] S/TV/V. Bir filmin, bir televizyon oyununun biz izlek(tema) çevresinde gelişen, olgunlaşan, biçimlenen kuruluşu. Belirli bir izleğin belirli bir konu içinde işlenirken, belirli bir noktadan yola çıkılıp, geliştirilip, bir sonuca ulaşıncaya kadar konuya giriş, konunun açılması, yürüyüşü, gelişmesi; kişilerin ve bu kişilerin içinde yer aldıkları çevrenin tanıtılması; kişiler arasında ve kişiyle çevresi arasındaki ilişkiler; bu ilişkileri etkileyen çeşitli olaylar gibi öğelerin bir tasara göre düzenlenişinden ortaya çıkan kuruluş.

Not: İyi bir senaryo metninin “dramatik yapısı” çok sağlamdır…

“Kült ve Kült Film”: Zaman zaman duyup, bazen de kullanmamıza rağmen, bir türlü tam olarak anlayamadığımız bir terimdir kendisi. ‘Kült film’ dediğimizde hemen hepimiz bir kaç film ismi sayarız; lakin içimizi de bir kurt kemirir “acaba anlamı nedir bu kült denilen şeyin”.

Kelimenin kökenine bakarsak (merak etmeyin dilbilim dersi vermeyeceğim) kültür kelimesiyle aynı kökten geldiğini kolayca farkedebiliriz. Kült ve kültür kelimeleri latince “tapınmak” anlamına gelen ‘cultus’tan gelmektedir. Aynı tanrıya tapınanlar birleşince bir kült (din) oluştururlar. Aynı kültü paylaşanlar ise belli bir yaşantı geliştirirler (sabredin yaklaşıyorum), bu yaşantılar da kültürü meydana getirir.

Peki kült filmin yukarıdakilerle bağı ne? Çok kolay:

Ana akımın dışında kalan ,beylik konulara yüz çeviren, farklı çekim teknikleri kullanılan, sıradışı karakterlere sahip, olağandan uzak konuların işlendiği, hiçbir sınıfa koyamadağımız , hiçbir kefeye sığmayan, sinemanın ucunda parendeler atan filmler vardır; işte bu filmler kült olmaya aday filmlerdir ama sadece bu özellikler onları kült yapmaz, olsa olsa “acayip” yapar. Zamanla bu filmleri, yukarıda saydığım özelliklerinden dolayı, belli bir zümre çok sever, izlemeye doyamaz, onunla yatar onunla kalkar,onu savunmaya, koşulsuz sahiplenmeye, ona inanmaya, tapınmaya başlar. Diğer herkes “ne buluyorsun yahu şu filmde” diye söylenedursun, o filmin zümresi bu soruya yüzlerce cevap verebilecek kadar hayrandır filme. Filmin ismini ne zaman duysalar esrik bir gülümsemeyle mutmain bir tavır sergilerler. Bu, o filmin kültleşmeye başladığı andır. O film artık bir nesne değil manevi bir birlikteliğin simgesidir, külttür.

Kısaca:Birilerinin hayran olduğu (hatta tapındığı), çoğunun sevmediği, bu sebeple sık sık bahsi geçen, bahsedildikçe akıllara kazınan, acayip filmlere kült film denir.

Klişe:
Aslı Fransızca olan bu kelimenin ilk ve hal-i hazırda kullanılan teknik anlamı:
Matbaada, sabit ve değişmeyen kelime ve kelime gruplarını, resim veya şekilleri basmak için kullanılan kabartmalı dökme demir kalıbı. Büyükçe demirden bir mühür hayal edin; ya da daha güzeli ilkokuldaki patates baskılarınızın demir halini…
Defalarca kullanılacağı tahmin edilen bu demir kalıplar bir yerde saklanır, atılmaz.

Gelelim Türkçe’de de “basmakalıp” sözcüğüyle karşılanan ve bu kadar güzel bir karşılığı varken hala Alafranga kullanımına meyledilen Klişe’nin sinema ve edebiyattaki kullanımına:
Buradan bakınca üstte çıkardığım kelimenşei*’yle yakından alakalı bir kullanımla karşılaşıyoruz. Şöyle ki sinema veya edebiyat âleminde bazı olgu, olay, yapı veya cümleler, dökme bir demir kalıbı gibi hiçbir değişikliğe uğra(tıl)madan sürekli kullanılırlar; kullanıla kullanıla cılkları çıksa ve ilk etkilerinden eser kalmasa da bir türlü vazgeçil(e)mezler, lazım oldukça yerlerinden çıkarılırlar.

Mesela, kovboy filmlerinde ve bazı hareket-odaklı(aksiyon) filmlerde beliren bir klişe söyleyeyim:
Bir sebepten(mesela kendisini aklamak) kaçan bir adam vardır; onun arkasında da, izini süren, onu takip eden bir öbek uzman erkek vardır. Filmin bir anında bu uzmanların en uzmanı, yerdeki izlere dikkatlice bakar, hatta bunun için yere çömelir, sonra da “İzler hala taze, fazla uzağa gitmiş olamaz.” der.
Başka bir Klişe: Has oğlan bir yere doğru nişan almaktadır, sonra bir bakar kafasına silah doğrultulmuş:
forum resmi

*Kelimenşei: Ben uydurdum. Sözcük kökeni demek.

Spagetti Vestern:
Batıya ait olduğu vurgulansa da 1960′lara dek Amerika’dan pek çık(a)mamış olan sığır çobanı filmleri, 60′ların ortasında isminin hakkını verir ve Avrupa’ya da gelir:
İtalyan yönetmenler ve yapımcılar, bu vestern meretinin iyi iş yaptığını görünce “biz de yapalım aynısından, kim tutar bizi” derler ve düşük bütçe ve İtalyan oyuncularla bu işe girişirler; ardından İtalyanlardan feyz alan İspanyolların da işin bir ucundan tutmalarıyla tür o bilindik Amerik* tarzından sıyrılmaya başlar.
forum resmi

Her şeyi hızlı tüketen Amerikanın o fast-food tarzı içi boş-dışı gösterişli sığır çobanı filmlerini bol İtalyan soslu makarnaya dönüştüren, Sergio Leone‘nin başı çektiği yönetmenler, türün içini doldurup onu şaha kaldırdılar. O dönem ticari sinemanın baş tacı olan kovboy filmleri, Avrupalı acı-sos-sever auteurlerin ellerinde ve kısa boylu çirkin esmer adamların yakın plan yüzlerinde etkili dramlara dönüştüler…
forum resmi
Önceleri alay edercesine “Hah! Güleyim bari… Vestern çekeceklermiş: bunlar olsa olsa Spagetti Vestern çekerler.” denilen bu (demeye dilim varmıyor ama)alt-tür, 80′lerden günümüze doğru Vestern kelimesinin yerine kullanılır olup çağdaş sinemanın en çok atıfta bulunduğu türlerden birine dönüşmüştür.

,
forum resmi

Sayfalar: [ 1 ] [ 2 ] [ 3 ] [ 4 ] [ 5 ] [ 6 ] [ 7 ]